GÜNCEL
Giriş Tarihi : 17-01-2022 11:05   Güncelleme : 20-01-2022 09:04

CEMAATLER VE TARİKATLAR…..

CEMAATLER VE TARİKATLAR…..

Mehmet Çatakçı

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu tarafa Devlet terör örgütleri ile mücadele ettiği kadar cemaat ve tarikatlar ile de mücadele etmiştir.

 

Tekke ve zaviye kanunu bunun için çıkarılmıştır.

Bu cemaat ve tarikatlar öyle zaman olmuştur ki Diyanet İşleri Başkanlığına savaş açmış,kapanmasını istemişlerdir.

 

İşte FETÖ terör örgütü bunların başında gelmektedir.

15 Temmuzu bize kimse unutturamaz

O hain darbe kalkışması bu milletin sağ duyusu ile bastırılmıştır.

2 oy uğruna bunlara yüz vermek tehlikelidir.

 

Bu gün oy verirler yarın Devlet idaresini isterler.

Bunu FETÖ da gördük.

 

Bir gencin intiharı sonrası başlayan tartışma, söylenenler, söylenemeyenler, tepkiler ve gerilimler meselenin ne kadar can yakıcı bir noktada olduğunu gösterdi.

Kadın cinayetleri, yolsuzluk haberleri, yabancı düşmanlığı, haksız tutuklamalar, yanlış yargı kararları gibi birçok konuda acı bir olaydan sonra kamuoyu meseleyi uzun uzun tartışıyor. Ancak sonuç getirici bir yere ulaşmadan mesele bir başka hadiseye kadar unutuluyor.

Son intihar eden gencin hikayesi tek başına büyük bir gerilim alanını tarif etmeye, oradaki sorunları anlamaya yetmiyor. Daha doğrusu tekil olayları bir bütün içinde ele almayı, buradan ders çıkarmayı bilmediğimiz için kısa süren alevli tartışmaların ötesine geçilmiyor. Buna benzer vakalarda gerçekçi analizler ve yapıcı çözümler üretemedik.

Daha önce de benzer kurumlarda yaşanan taciz olayları ya da kendini din adamı olarak tanıtan kişilerin işlediği suçlar gündeme geldi. Çoğunda ya ilgili çevreler sessiz kaldı ya suçlar bireysel istisnalar olarak görüldü ya da mesele siyasallaştırıldı. Muhafazakâr mahalle, bazı bilinen istisnalar dışında intihar hadisesinde de yine sessiz kalmayı tercih etti.

Son olayın ardından radikal seküler kesimden yükselen “cemaat ve tarikat yurtları kapatılsın” çağrısı bu sefer de makul bir tartışma zemininin önünü tıkayan unsurlardan biri oldu. Söz konusu toptancı ve gerçeklikten uzak yaklaşım; İslami camiada cemaat ve tarikat yapıları ile ilgili sorunları bilen, farkında olanlarda bile tepki doğurdu. Nihayetinde de tartışma mesafe alınamadan uçlardaki pozisyonlara hapsoldu.

Kısa dönemde sağlıklı bir çözüm bulunur mu? Ayrıca çözüm bulmamız gereken meselenin kendisi tam olarak ne? Toplumsal ve tarihsel bağlamdan bağımsız bir cemaat sorunumuz mu var?

Bunlar kritik sorunlar. Ancak yaşananları sadece böylesi keskin tutumlarla tarif etmek de makul eleştiriler getirenlerin sesinin duyulmasını engelliyor.

Değer verdiğim seküler isimlerden aldığım mesajlar aslında bu kesimdeki endişeyi de tarif ediyor:

Herkes toptancı yaklaşmadı, kapatalım demedi ama sesleri pek duyulmadı. Bu yurtlar denetimden istisna sayılmasın, gençler emanet ediliyorsa orada ne olduğu bilinsin, cemaatin elemanı aynı zamanda o yurdun denetleyicisi olmasın gibi öneriler de vardı. Bir de isteyen her öğrenciye devlet yurt sağlamak zorunda, parası olmadığı için şu veya bu cemaate aileler de öğrenciler de mecbur olmamalı.”

Bence sorunun önemli bölümü makulü konuşanların sesinin duyulmaması, kulakların diğerlerine duyarlı olması. O da siyasette artık kimsenin kimseyi duymaya tahammülü olmamasından. Yine de umutsuz olmamak lazım, hala konuşabilenler var.”

Bu tavrın ötesine geçip İslami kesimden sert bir özeleştiri bekleyenler var. Türkiye’nin son yirmi yılında keskin dönüşümlerin yaşandığı, herkesin diğerini mahkûm ettiği bir ortamda, üstelik ulusalcı kesimin özeleştiri sicili de ortada iken bu ne kadar mümkün, soru işareti.Ertelemek mümkün mü? Maliyeti büyüterek mümkün. Bugün itibariyle Türkiye’de dini anlayışın, dinin toplumdaki konumunun, dini yapıların, dinin siyasetle ilişkisinin yeniden tanımlanması gerekiyor. Cumhuriyet’in, Osmanlı’nın son döneminde başlamış dönüşümü radikal bir ivmelendirme ile ve toplumsal yapıları deforme ederek sebep olduğu kırılmaların üzerinden bir asır geçti.

Bu kırılmalarla yüzleşmek, hesaplaşmak şart ve yapılmalı. Ama bu bahane ile kendi gerçeklerimizle, sorunlarımızla yüzleşmeyi ertelemenin, sorunları çözmeyi bir kenara bırakalım tarif etmekten korkmanın kimseye faydası yok. En çok da İslami kesimin kendisine yok.

Cemaatlerin ve tarikatların bu topraklarda ülkelerin, imparatorlukların, ideolojilerin yaşam süresini aşan geçmişleri ve dinamikleri var. Çoğu sadece bu tarihsel geçmişin dışında güncel ihtiyaçlara da yaslanıyor. Dünya savaşlarına, kitlesel göçlere, değişen sınırlara rağmen varlığını koruyan yapıları yok saymak ideolojik takıntıların dışında anlamlı değil.

AdminAdmin