GÜNCEL
Giriş Tarihi : 30-05-2020 09:38   Güncelleme : 31-05-2020 15:56

DIŞ HABERLERDE KIRK SENE / Gazeteci Emre AYGEN

Gazetemizin Yazarı Dış Haberlerde efsane Gazeteci Emre Aygen, Nasıl Gazeteci olmaya karar verdi.

  DIŞ HABERLERDE KIRK SENE / Gazeteci Emre AYGEN

          

1977’de Ankara Kolejinden mezun olduktan sonra nasıl bir Üniversitede okumak gerektiğine bir türlü karar veremiyordum. Gazeteci olmak istiyordum ancak Babam Dr. Cemal Aygen aklım başıma geldiğinde hep TRT Haber Dairesi Başkanı ve serkaç  kez Genel Müdür Vekili olmuştu. Politikacı idi. Hukukçuydu. 1974’de Başbakan Bülent Ecevit’in özel danışmanıydı, Ankara’daki yabancı Büyükelçiler, Gazeteciler, Bakanlar, Başbakanlar, Cumhurbaşkanları ile ilişkileri vardı. Evimizde kokteyl veriler, arada bir yurt dışına ziyaretler olurdu.

Ama beni Gazeteciliğe yönlendiren yazar, Ecvet Güresin idi. Daha ilkokuldaydım. Basın İlan Kurumunun Bayramoğlu’ndaki tatil köyünde tatil geçirmekteydim. En büyüğümüz Ali Nesin, Ahmet Nesin, Murat Çelikkan, Murat Kasaroğlu, ağabeyim Murat Aygen, Aslı ve Murat Öymen, Deniz Arman ve Örsan Öymen’in oğlu Örsan vardı. Ecvet Bey bir gün bizleri topladı. Sene 1968. Ruslar Çekoslovakya’yı işgal etmişti. Hepimize “Ruslar Prag’a girdi. Ne düşünüyorsunuz?” diye sordu. Her kez teker teker cevaplar veriyorndu. Sonunda Ecvet Bey bana döndü “Sen ne düşünüyorsun?” der gibi bana baktı. Daha 10 yaşıma bile gelmemişim. Kendimi durup dururken sorumlu hissettim ve bir sürü cevaplar verdim.

Ertesi sabah Babam, “Gazeteyi okudun mu?” dedi. “E Baba, ver de okuyayım” dedim. Babam “Olmaz, git bu Gazeteden bir yenisini al. Paranı öde. Oku sonra karşıma gel!” dedi. Haydi gittim Gazeteyi aldım. Çevir Allah çevir, beni ilgilendiren bir şey bulamadım bir türlü. Babama gittim. “Okudum. Doğru dürüst haber yok” dedim. Babam, “Bir daha oku. Ecvet Bey ne yazmış” diye fırçayı çekti. Aaaa. Bir de ne göreyim. Ecvet Bey, ağabeylerimiz ve hatta bizim  gibi ufaklıkların bile adlarımızı vererek yorumlarımızı köşesine taşımış. Vay canına. Demek bu gazetecilik neymiş. Sorumluluk, Türk halkına gençlerin düşüncelerini köşesine koymaktaki düşüncesine bak. İşte bu da Gazetecilik altında bambaşka bir politika.  Anlaşıldı. İşte bende Gazeteci olmam gerektiğini anlamıştım.

1977 sonbaharında bir Gazete ilanına baktım. Eskişehir İktisadi Bilimler Akademisi İletişim Bilimleri Fakültesi kuruyor. Öğrenci adayları yazılı ve sözlü sınavlar yapılacak. Tarih de şu gün denmekte. Derhal ben bu okula gireceğim dedim ve Eskişehir’e gittim. Yazılı sınavlar yapıldı. Arkasından İstanbul’a döndüm, cevapları bekliyorum. Bir hafta geçti. Yine bir ilan, yazılıyı kazanan 100 öğrenci adayı şu gün Eskişehir’de sözlü sınav yapılacak, adı geçenlerin Akademiye gelmesi…

Batım listede bende varım. Trene atladım ve Eskişehir’e geldim. Her gün okuduğum Gazetelerimle Trenden indim. Fakat sağ sol kavgaları oldukça derinden devam ediyor, bulduğum ilk Gazete Bayiinden bir yerel Gazeteyi satın aldım ve Fakülteye gittim. Sıramın geldiğini anladığım anda sözlü sınavın yapılacağı Anfiteatr’a  girdim. Karşımda bir sürü Profesör var. Yılmaz Hoca elimdeki Gazetelere bakarak bana ilk soruyu sordu? “Hangi Gazeteleri okuyorsun?”. Ben de başladım; Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Günaydın, Ulus, Aydınlık, Tercüman, Bulvar… diyebildim. Hocam, “Hepsini de okuyor musun?” dedi.  “Evet” dedim. “Ama yerel Gazete Sakarya Gazetesini de almışsın. Onu da okuyorsun herhalde değil mi?” diye sorunca. “Egendim, okuduğumu söyleyemem. Cumhuriyet ve Aydınlık Gazeteleri var. Onları içine koymak için yerel Gazeteyi aldım” dedim. Yılmaz Büyükerşen, “Tamam çıkabilirsiniz” dedi. Anlaşıldı. Beni bu fakülteye almayacaklar diyerek Akademiden çıktım ve Tren istasyonuna gidip dönüş biletimi almak için sıraya girmiştim. Birazdan bir anons geldi. “Akademide sınavı kazanan Emre Aygen’in Fakülteye gelmesi gerekir. Duyurulur!”

Sevinçten uçtuğumu hatırlıyorum. 4 yılım burada geçti ve ilk mezun oldum. 1881’den 1995’e kadar yurtdışı başkentlerinde Dış Haberlerde Muhabir, Temsilci ve Yazar olmuştum. Eskişehir’deki Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesinin ilk Dekanı “İnal Babamız” ile buluştuk. Hocam Prof. Dr. İnal Cem Aşkun bana Fakültede ders vermemi istedi. “Aman Hocam, bende akademik bir çalışma yapmadım. Nasıl ders veririm” diye sordum. Babam “Sen yaparsın. Derslerini de sen vereceksin!” dedi. Bu Haber yazmaktan daha zordu. Ama 17 sene Fakültelerde dersler verdim. 1 – Uluslar arası İlişkilerde Gazeteci Nasıl Olunur 2- Siyasi Asparagaz Gazetecilik 3- Toplumsal Hareketlerde Gazetecilik 4- Magazin Gazeteciliği 5- Sanat Gazeteciliği.

En büyük mutluluğum ise mezun ettiğim öğrencilerimin Gazetecilikte geldikleri yerler. Hele hele TBMM’ne geldiğimde “Hocam, Ne haber!” demeleri…