EĞİTİM
Giriş Tarihi : 15-08-2020 23:51   Güncelleme : 20-08-2020 08:22

Gazeteci Çatakçı"Milli Eğitim Bakanı Selçuk'u Kutluyorum"

Covit 19 hastalığı  bu kadar yükselişe geçtiği bir dönemde okullarda yüz yüze eğitime açmak bir çılgınlık olurdu."Yoksa yurt dışından turist getiriyoruz diye sağlığı hiçe saymamak tam bir aymazlıktır"

Gazeteci Çatakçı

 

Mehmet Çatakçı..

Evet;

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk”u kutluyorum.

İlk defa önemli bir Bakan Sağlık Bilim Kurulunun tavsiye kararlarına uyup okulların yüz yüze eğitimini 21 Eylüle erteledi.

Covit 19 hastalığı  bu kadar yükselişe geçtiği bir dönemde okullarda yüz yüze eğitime açmak bir çılgınlık olurdu.

Özel okullar bir kişilik sırada öğrenci oturta bilir.

Ama Devlet okullarında bu mümkün değil.

Ankara”nın bazı semtlerinde okullarda bir sırada 3 öğrencinin oturduğunu biliyoruz.

Bunu görmezlikten gelemeyiz.

Bilim kurulunun tavsiye kararı doğrudur.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk”da bu karara uyması en akılcı çözümdü.

Torpilli otelleri doldurmak için Bilim Kurulunun tavsiye kararlarını hiçe sayan Bakanlar hastalığın şiddetle yayılmasını nasıl ifade edecekler.

Sağlık Bakanı ile söz düellosuna girmek ölenleri geri getirmez beyler.

Bırakın da Sağlık Bakanı Bilim Kurulunun tavsiye kararlarına göre hareket etsin.

Yoksa yurt dışından turist getiriyoruz diye sağlığı hiçe saymamak tam bir aymazlıktır.

Sağlık Bakanı”na önem verip Bilim Kurulunun açıklamalarına uymamız gerekiyor.

 

COVİT 19 VE SİYASET

Etkileri dünyayı yeniden şekillendirebilecek yıkıcı bir salgının ortasındayız.

Bir yandan ekonomiler küçülüyor, işsizlik artıyor, bir anlamda insanlar acı çekiyor. Diğer taraftan da teknoloji devleri dünya sahnesinde yerini bir bir alırken, eskinin büyük firmaları da sahneden geri çekiliyor.

Alışık olmadığımız bir şeyler oluyor. Adını koymaya çalıştığımız ama tam olarak da adlandıramadığımız bir durum ile karşı karşıyayız. Bu süreçte sıkıntılı ne kadar konu var ise, daha çok dikkatimizi çekiyor doğrusu…

Örneğin, medyada yaşananlara bakacak olur isek;

Geleneksel medyanın sosyal medyaya doğru hızla kaydığını hep birlikte izliyoruz. Tabii bu durum sadece ülkemiz için geçerli değil, dünya genelinde de hemen hemen buna benzer durumlar yaşanıyor.

Şöyle ki; hükümetten gelen herhangi bir açıklama sonrasında bazı gazetelerin hemen hemen aynı manşetler ile çıkması bu süreçte nasıl yorumlanabilir? Zira konuyla ilgili sosyal medyaya bakıyorsunuz, farklı birçok sesi, yorumu aynı anda görebiliyorsunuz.

O zaman bu noktada şöyle bir soru geliyor: “Gelecekte siyasetin söylemi nasıl olacak? Eski usullerin değişme zamanı gelmedi mi?”

Zira insanlar bilgiye her yerden kolaylıkla ulaşabiliyor. Aynı anda gazete manşetlerine de bakabiliyor, sosyal medyadaki tüm sesleri de görebiliyor.

Bununla birlikte, görünen o ki, teknoloji çok önden gidiyor. Gençlikte teknolojiyle birlikte gitmeye çalışıyor, bir anlamda teknolojiye yetişmeye çalışıyor.

Ya siyasetçiler? Bu hıza yetişebiliyorlar mı?

Aslında gelmek istediğim nokta şudur:

İçinde bulunduğumuz dönem de siyaset de etkilenmiyor mu ya da etkilenmeyecek mi? Nihai soru şudur sanırım: “Aslında hemen hemen her şeyin etkilendiği bu süreçte siyaset nasıl etkilenecek?”

Artık gençlerin daha çok söz sahibi olduğu bugünlerde siyasette etkileniyor elbet… Her ne kadar şu an eski söylemlerle devam edilmeye çalışılsa da bu alanda da değişim yaşanacaktır düşüncesindeyim. Belli ki şu an değişim sürecinin sancıları yaşanıyor.

Örneğin, son dönemde şöyle bir gelenek oluştu. Herhangi bir konuyla ilgili bir açıklama yapılıyor ve hemen ilgili açıklama ya da açıklamayı yapan kişi ile ilgili sosyal medyada bir kampanya başlatılıyor. Ve hemen taraflar kendi tarafının haklılığını göstermek için tweetler atıyor, atıyor… Hamle üzerine hamle…

Belli ki bunun için çok da ciddi zaman harcanıyor.

Oysaki yargılarımızı hepimizin bırakma zamanı gelmedi mi artık?

Bir taraf olmak ve o taraftan karşı taraftakine sözler sarf etmek en konforlu alan düşüncesindeyim. Asıl bu konforlu alanları terk edip; fikir üretebilmek, çözüm üretebilmek tam da bu dönemin ruhu değil midir?

Evet, kolay bir dönemden geçmiyoruz. Kimsenin tahammülü yok hiçbir şeye… Dolayısıyla konuşurken, iş yaparken çok daha dikkatli olunması gereken günlerden geçiliyor. Zira dünya zorda, tüm ülkeler bir şekilde çıkış yolları bulmaya çalışıyor. Kimse de çok iyi durumda değil doğrusu…

Dolayısıyla halkın derdiyle dertlenen, sessiz yığınlara umut olan, çözüm sunan siyasetçilere bu süreçte çok daha ihtiyaç duyuluyor, daha çok talep ediliyor ve edilecektir düşüncesindeyim.

Bu noktada, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Tarafsız Bölge programında Ahmet Hakan'ın “Kur yükselince telaşlanıyorum, endişelenmeli miyiz?” sorusuna, “Dolarla mı maaş alıyorsunuz?” cevabını verdi.

Oysaki sessiz yığınlar kurun nasıl düşürüleceği ile ilgili çözüm önerileri bekliyor.

Ya da işsizliğe nasıl çareler bulunacağını duymak istiyor.

Buzdolabını kolaylıkla nasıl doldurabileceğinin cevabını almak istiyor.

Devam edecek olur isek:

Yaşadığı kentte temiz hava talep ediyor. Pandemi süreciyle birlikte daha fazla beton görmek istemiyor. Çocuğunu kolaylıkla parka götürmek istiyor, yeşil alanlara kolaylıkla ulaşmak istiyor.

Çevreye duyarlı ulaşımın daha da artmasını talep ediyor.

Gelecekteki viral salgınları tespit etmek için gerekli altyapı yatırımlarının yapılıp yapılmadığını merak ediyor.

Uzaktan eğitim, uzaktan öğrenme gibi değişikliklerin hayatlarını nasıl etkileyecekleri üzerine düşünüyor. Bu konudaki soru işaretlerinin, kaygıların giderilmesini bekliyor.

Özellikle gençler uluslararası ticarette daha etkin olma yollarının neler olacağı ile ilgili çözüm önerilerini duymak istiyor.

Dünya genelinde kurumlara olan güvenin sallantıda olduğu ve bölgesel istikrarsızlığın arttığı bu dönemde; ne gibi tedbirlerin alındığı merak ediliyor.

Özellikle her alanda kendi kendine yetmenin önemli olduğu bir dönemdeyiz. Cevizi, buğdayı bile ithal ettiğimiz bu dönemde kendi kendimize nasıl yeteceğimiz sorgulanıyor.

Gençler üretim ve özellikle katma değerli üretim konusunda ne gibi stratejilerin olduğunu merak ediyor.

Çiftçiler tarım ve hayvancılık sektörünün sürdürülebilir olması için yapılması gerekenleri dinlemek istiyor.

Ülkeler arasında belli ki aşı konusunda ciddi bir rekabet yaşanacak. Biz bu rekabetin neresindeyiz diye merak ediliyor.

Özetle, şöyle soralım: Politika yapıcılardan asıl beklenti nedir?

Çok basit; hayatımızı her alanda kolaylaştırmalarını bekliyoruz. Hâlihazırda salgın ile birlikte, şu an birçok konu zorluyor zaten…

Yorulduk artık… Hep bir haklıların savaşı… “Ben daha haklıyım, hayır ben daha haklı…”

Peki, bu süreçte bizler mutlu muyuz? Bizim ihtiyaçlarımız nelerdir? Asıl bu soruların sorulması ve çözüm önerilerinin belirtilmesi gerekiyor.

Bir de artık siz biz söyleminin bittiği bir döneme girmedik mi?

Ve son söz: bu kadar ağır konular var iken, ortak bir kader birliğinin oluşturulması gerekmiyor mu artık?