GÜNCEL
Giriş Tarihi : 24-04-2021 18:00   Güncelleme : 24-04-2021 18:00

NEVRUZ NEDİR? NEVRUZU NASIL ANLAMALIYIZ?

NEVRUZ NEDİR? NEVRUZU NASIL ANLAMALIYIZ?

 

 

SAMİ NOGAY

 

21 Mart düşmanlarımızın istismar ettiği ve bölücü örgütlere pazarlanan önemli bir konu. Şimdi kısaca nevruz hakkında kısa bilgi ile konuya girelim.

 

Nevruz, farsça bir terim olup İran takvimine göre yılın ilk gününü temsil eder. Nevruz genelde 21 Mart’ta kutlanır. Türk Dünyasında ise nevruz baharın ilk günü olarak değerlendirilir. Özellikle nevruz yerine “YENGİ GÜN” yani yeni gün tabiri kullanılır. Ve binlerce yıldır bütün Türk toplumları nevruzu BAHAR BAYRAMI olarak kutlar.

 

Türkiye’de bir gelenek, Türk Cumhuriyetlerin de ise resmî bayram olarak kutlanırken, 1995 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti tarafından Bayram olarak kabul edilen bir gün haline gelmiştir.

 

Selçuklu ve Osmanlıda millî bayram olarak kutlanan Nevruz, Nevruziye adlı şiirlere ve şenliklerle ziyafet verilerek kutlanırdı. Özel olarak hazırlanan Nevruziye adlı macun Osmanlı döneminden kalan bir kültür olarak bu gün hâlâ Manisa’da 21 Mart a Mesir macunu şenlikleri yapılmaktadır.

 

Yukarıda ifade ettiğim gibi nevruz Avrasya ve Ortadoğu coğrafyasında baharın gelişi olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Türkiye’de 1930’lu yıllardan sonra nevruz kutlamaları uzunca bir fasıla dönemi geçirmiştir. Çünkü Atatürk’ün basımında ve hazırlanmasında büyük rolü olan Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kuran’ın Türkçe Mealini okuyanlara zulmeden 1950 öncesinin tek parti zihniyeti milli değerlerimizi de yasaklamıştır. Son sekiz on yıl içinde tekrar bahar bayramı olarak ilan edilmiş ve resmi makamların da katılımı ile yeniden kutlanmağa başlanmıştır. Yeniden kutlanmağa başlanmasının iki gerekçesi vardır. Birincisi bağımsızlıklarına kavuşan Türk Cumhuriyetleri ile dayanışma sebebi olarak görülmesi, ikincisi ise bazı bölücü örgütlerin nevruzu kendi emellerine alet etmelerinin önüne geçmek düşüncesidir. Aslında her iki gerekçe de makul olmasına karşın, istenilen sonuç elde edilememiştir.

 

İstenilen sonucun elde edilebilmesi için nevruz konusunu, ortak bölgesel bir bahar bayramı, ancak algılama biçimlerimiz, kutlama tarzlarımız farklı olabilir. Bir bayram biçiminde ortaya koyarsak, sürtüşme sebebi olmaktan çıkar, bölgesel-uluslararası barış unsuru haline gelebilir.

 

Nevruz konusunda bu kısa açıklamadan sonra bu tür etkinliklere nasıl bakmamız gerektiğine değinelim.

 

Önce Selçuklu ve Osmanlı döneminde dualarla, yemeklerle çeşitli şenliklerle yapılan bahar şenliklerini iyi anlamamız gerekir. İslam öncesi kutlanan nevruz ile İslam sonrası kutlanan nevruz arasındaki farka baktığımızda Selçuklu ve Osmanlı döneminde nevruz kutlamalarının gayri İslami unsurlardan arındırılmış olduğunu görürüz. Ve o haliyle milli kültürün gelişmesi birlik ve beraberliğin pekişmesi noktasında güzel bir uygulamadır.

 

Bugün yapılması gereken:

1) Ulusal boyutta bu coğrafyada yaşayan herkes nevruz hakkında yeterli ve doğru bilgiye sahip hale getirilmeli, insanlarımız düşmanın oluşturduğu bilgi kirliliğinden kurtarılmalıdır. Bu aydınlatma faaliyeti acilen her türlü araç gereçlerle gerçekleşmelidir.

 

2) Uluslararası boyutta ise, bahar bayramı, bölge uluslarının tamamını kapsayacak bir biçimde festivale dönüştürülmelidir. Bu yapılanma ya da organizasyona, katılmak isteyen bütün komşu uluslara da açık tutulmalıdır. Bu organizasyonun öncülüğünü Türkiye yapabilir. Bu organizasyonun özellikle bölge barışına katkısı olacağı gibi, Türkiye’ye uluslararası arenada büyük bir itibar de kazandıracaktır. Ayrıca bu organizasyon ile ulusal sınırlar içinde nevruzu bahane ederek kargaşa çıkarmak isteyen bazı gruplar da yan geçilmiş olacaktır.

 

3) Geçtiğimiz yıllarda 21 Martta yapılan nevruz kutlamaları özellikle güney doğuda milli bayrağımızın gölgesinde yapılacağı yerde başka bez parçaları kullanılmıştır. Halbuki 21 Mart nevruz kutlamaları herkesin katıldığı milli bayrağımızın altında yapılan bir kardeşlik şöleni olmalıydı. Maalesef bu sağlanamadı.

 

Ayrıca şu hususu ifade etmeliyim. Bu coğrafyada ne Türklerin ve nede Kürt kökenli vatandaşlarımızın birbiriyle bir derdi, bir sorunu yok. Olmadı da… Pek çok vatandaşımızın ya gelini Kürt ya da damadı. Yüz yıllardır etle tırnak olmuş. Bir düşünelim Diyarbakırlı bir Kürt kökenli bir vatandaşımız Yörük Türkmen yeri olan Isparta’ya geliyor 23. Dönemde milletvekili oluyor. Hiç kimse itiraz etmiyor. Bu olay insanlarımızın etle tırnak olduğunu göstermiyor mu?

 

O halde sorun kimde? Neden iki toplum karşı karşıya getirilmek istenir? Bölgede güçlü Türkiye istenmiyor. Bölgemizde emelleri olan batı dünyası teröre destek veriyor. 1950 öncesi doğu ve güneydoğuda suçluları değil de suç işlenen bölgeyi yerle bir eden zihniyet, 1946 yılında Isparta Senirkent te de halk, dönemin yöneticilerine karakollardaki işkencenin durması için feryat etmiş, cevap olarak bir tümen asker vasıtasıyla Senirkent sokaklarında gövde gösterisi yapılmış ve tüm halk suçlu ilan edilmişti. Bu o dönemin basınında “Senirkent Faciası” olarak geçmiştir. Bazı dostlar “nedir Senirkent faciası?” diyebilir. Bir gün onu da yazayım.

 

Özetle diyorum ki; sorun ne Kürt sorunu ve ne de Türk sorunudur. Sorun geçmişte suç işleyen kişilere ceza vermeyip suç işlenen bölgeye zulmeden zihniyettedir. Bugün batıda da doğuda da hizmetin gitmediği ve hizmet vermemek için inat edilen köylerimiz var. Bu örneği batı da ve doğuda vermek mümkün.

 

Bizim nevruz gibi toplumun bütün kesimlerinin kutladığı bahar şenliklerini, milli kültürün gelişmesi ve birlik ve beraberliğimizin pekişmesine fayda getirecek şekilde düzenlememiz gerekir. Hem de al bayrağımızın gölgesinde…

 

Allah’a emanet olunuz.