DÜNYA
Giriş Tarihi : 13-04-2021 22:58   Güncelleme : 13-04-2021 23:08

Rusya ve Ukrayna Krizi Denkleminde Türkiye

Rusya ve Ukrayna Krizi Denkleminde Türkiye

Kırım Tatar Kültür Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı ve Kırım Kalkınma Vakfı Başkanı Ünver Sel,"Rusya ve  Ukrayna Krizi denkleminde Türkiye" araştırma yazısını kaleme aldı.. 

Geçtiğimiz 2021 Mart ayı itibarı ile uzun yıllardır süregelen Rusya ve Ukrayna arasındaki kriz belki de 2014 yılından bu yana ilk defa bu kadar büyüdü. İki ülkeden karşılıklı yapılan açıklamalar ve askeri hazırlıkla birlikte Batının Rusya Federasyonu’na karşı aldığı tavır ve Ukrayna’ya verilen sözlü destekle adeta bir savaş ortamı hazırlanmak isteniyor.

Rusya ve Ukrayna, birbirinden farklı iki devlet olsalar da iki halk, Sovyetler Birliği dağılana kadar aynı bayrak altında uzun yıllar birlikte yaşadılar. Zaten tarihi açıdan iki devletin de kökenleri Kiev Knezliğine dayanmaktadır.

Rusya ve Ukrayna arasındaki krizlerin başlangıcı her ne kadar Sovyetlerin dağılması ile başlasa da aslında Ukraynalı faşist Stepan Bandera’nın Nazi Almanyası ile işbirliğine gitmesini ilk anlaşmazlık olarak nitelendirebiliriz. Ukraynalı etnik nüfusun o tarihten bu yana Banderacı akıma yönelik sempatisi devam etmektedir. Bugün Ukrayna’nın muhtelif bölgelerinde Bandera’nın heykelleri dikilirken Lenin heykellerine saldırılar düzenlenmektedir.

Ukrayna’da 2014 yılında Maydan Darbesi’ne kadar gelişen süreçte ise bir dönem Batı yanlısı Turuncular iktidara gelirken diğer dönemde ise Batıya mesafeli ve dengeli olan ama öte yandan da Rusya ile ilişkileri iyi götüren Viktor Yanukoviç iktidara geliyordu. 2014 yılındaki Maydan Darbesi sürecinde çoğunluğu radikal milliyetçilerden oluşan eylemciler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda birçok insan hayatını kaybetti. Yanukoviç ülkeyi terk etmek durumunda kaldı ve Batı yanlısı iktidar göreve geldi.

16 Mart 2014 yılında Ukrayna’nın içerisinde bulunduğu iç savaştan çıkış yolu arayan Kırım halkı ise düzenlediği referandum neticesinde Rusya’ya bağlandı ve Rusya Federasyonu’nu oluşturan 22. Cumhuriyet olarak kayıtlara geçti. Kırım’da 2014 yılından bu yana gelen yatırımlar ve devlet projeleri sayesinde halkta genel olarak refah seviyesinde artış yaşanırken; Kırım Tatarları ise 23 senelik ara Ukrayna döneminde elde edemediği haklarına kavuştu.

Diğer tarafta ise Doğu Ukrayna’da Donetsk ve Lugansk şehirlerinde yaşayan halk, Ukrayna’dan tek taraflı bağımsızlıklarını ilan edip Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Lugansk Halk Cumhuriyeti’ni kurdular. Bu devletleri şu an kendileri dışında kimse tanımıyor.

Yani sonuç olarak Batının Ukrayna üzerinden Rusya Federasyonu’nu jeopolitik olarak kuşatma girişimleri 2004 yılından beri devam ediyor. Rusya, tarihi açısından incelediğimizde Napolyon Bonaparte’nin Rusya Seferinden bu yana Batılı güçler tarafından jeopolitik olarak kuşatmaya tabi tutuluyor. Rusların tarihi hafızaları, stratejik askeri plan ve programları, dış politika konseptleri ve günümüz çok kutuplu dünya düzenindeki konumu münasebetiyle Batının bu hamlelerine karşı daima hazır durumdalar.

Bugün de NATO’nun jeopolitik kuşatması karşısında hazırlar. 2008 yılında Gürcistan’da Batı ve NATO tarafından oynanan oyunun bir farklı hali Ukrayna’da deneniyor. Ukrayna, NATO ülkesi olmadığı halde NATO’dan destek alacağı yönünde imalarda bulunuluyor. Ukrayna, mevcut durumu itibarı ile NATO’ya girmesi mümkün olmayan bir ülkedir. NATO, kurumsal olarak belirli standartlara sahiptir ve Ukrayna’nın bu standartları karşılayabilmesi mümkün değildir. Kaldı ki Ukrayna bir AB ülkesi de değildir.

Bu bağlamda değerlendirirsek mevcut Ukrayna-Rusya anlaşmazlığı, Moskova ve Kiev arasında değil Batı ile Rusya arasında gerçekleşiyor. Ukrayna burada kullanılan bir piyondur.

ABD Devlet Başkanı Joe Biden, göreve geldikten sonra, bizzat söylediği gibi, Amerika dünya siyasetine geri döndü. Dönerken de selefi Donald Trump’ın aksine Rusya ile ilişkileri keskin bir boyuta taşıdı. Bunu da belirli bir plan ve program dahilinde başlattı. Örneğin CIA’nın başına eski ABD Moskova Büyükelçisi William Joseph Burns’u getirdi. ABD Dış İşleri Bakanlığındaki üst düzey tüm görevlileri, televizyonda 2014 Maydan Darbesi sırasında Kiev’de Ukraynalılara yardım paketleri dağıtırken gördük. Hatta Ukrayna Savunma Bakanlığı’na bağlı İstihbarat Baş Müdürlüğü’nün Direktörü Kiril Budanov, Biden 2014 yılında Kiev’i ziyaret etmeye geldiğinde onun özel şoförlüğünü yapıyordu.

Aslında ABD’nin öncelikli derdi Çin. Ancak Transatlantik İttifakı içerisindeki Avrupalı dostlarının Çin ile olan ticari hacmi ABD’den fazla ve Çin tarih boyunda Avrupa’ya jeopolitik olarak bir tehdit olmadı. Dolayısıyla ABD’nin Avrupa’daki müttefiklerini yanında sıkı tutabilmesi için onlara bir “korku” unsuru yaratması gerekiyordu. Bunun da en kolay yolu, hedef olarak Rusya’yı göstermekti.

Washington açıkça ya benim yanımda olun ya da dünyada benim çizdiğim sistemin içerisinden tasfiye olarak yok olun mesajı veriyor. Bunu da agresif söylemlerle gerçekleştiriyor. En basit örneği, geçtiğimiz süreçte ABD Devlet Başkanı Joe Biden’ın Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı açıkça “katil” demesi. Tarihte ABD-Rusya arasındaki en gergin dönem olarak sayabileceğimiz “Küba Füze Krizi” süresince bile böyle bir dil kullanılmadı.

Diğer yandan Transatlantik İttifakı’nın Avrupa ayağına baktığımızda bu agresif hali görmüyoruz. Rusya’ya karşı ABD tarafından uygulanan yaptırımlar, Avrupalı yatırımcıların Rusya’ya yatırım yapmalarını ve hali hazırdaki ticaretlerini devam ettirmesini engellemedi. Alman şirketlerinin, Rusya içerisinde milyarlarca euroluk yatırımları var. Almanya, Rusya ile Ukrayna arasındaki krizin diplomatik yollardan çözümünü destekliyor.

Fransızların durumu da Almanlardan farksız. Onlar da uzun süredir çözümün masada olması gerektiğini savunuyorlar. Zaten Minsk Protokolü ve Normandiya Formatındaki aldıkları konum bunu açıkça gösteriyor.

Rusya Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov, geçtiğimiz günlerde 2016 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dile getirdiği “Büyük Avrasya Partnerliği” hususunu tekrar gündeme getirdi ve dedi ki: “Bu partnerlik içerisinde Avrasya Ekonomik Birliği, Şanhay İşbirliği Örgütü, Güneydoğu Asya Ülkeler Birliği ASEAN ile birlikte eğer ilgilenirse AB’nin de bu oluşum içerisinde yer alabilir.” Yani Rusya, Batı’nın bu jeopolitik kuşatmasında ABD’nin yalnız kalabileceğinin farkında ve onun müttefiklerini farklı işbirlikleri neticesinde yanında görebileceğini belirtiyor.

Bu bağlamda Türkiye’nin alacağı konum da önemli. Türkiye, yalnızca Karadeniz ülkesi değil aynı zamanda bu denklemin içerisindeki ülkelerle gerek müttefiklik gerekse stratejik işbirliği anlaşması içerisinde. Kriz ortamının alev alması ve Karadeniz’de tansiyonun yükselmesi, Karadeniz’in güvenliğini tehlikeye atarken doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin milli çıkarlarına tehdit anlamı taşır. Boğazlar bir gecede tehdit altında kalabilir.

Reelpolitik ekseninde düşünürsek, Ukrayna ve Rusya arasındaki sorunların uluslararası çapta çözüme kavuşması için tesis edilen Budapeşte Güvenlik Mutabakatı, Minsk Protokolü ve Normandiya Formatı bugün işlevsiz halde gözüküyor. Türkiye bu denklemde Karadeniz’deki önemli güçlerden birisi olarak “Mekik Diplomasisi” yöntemiyle bir arabuluculuk görevi üslenebilir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da dediği gibi “Karadeniz, bir Barış Denizi olarak kalmalıdır.”

Kendisinin son olarak Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenski ile görüşmesinde Ukrayna tarafının açtığı Kırım Platformu konusu da oldukça provakatiftir. Görüşmede ele alınan Kırım Platformu, aslında, 2014’te Ukraynalıların Kırım’ın Rusya’ya katılmasında sonra taklit ederek yürütmeye çalıştığı bir projedir. Kırım’ın Yalta şehrinde 2017 yılında, benim de içinde bulunduğum yapılanma ile Kırım Dostları Kulübü’nü kurduk. Bu kulüp, Batı’nın Kırım’a karşı uyguladığı ambargolara ve baskılara cevap vermek ve bu konuda kamu diplomasisi yürütmek maksadıyla kuruldu. Yalta’daki merkezimizde halen çalışmalarımızı yürütüyoruz. Organizasyonumuzun başarılı olması sebebiyle Ukrayna tarafı da Kırım Platformu adı altında bir proje geliştirmek istiyor. Bu platforma birçok ülkenin politikacılarını ve devlet adamlarını çekmek istiyor. Türkiye de Kırım ile alakalı konularda ilgi sahibi olan bir devlettir. Sebebi de açıktır. Yarımadada Kırım Tatarları yaşıyor. Türkiye, Kırım konusunda kurulacak hiçbir platformlara uzak duramaz. Böyle bir oluşuma da prensip olarak ‘evet’ diyebilir. Yalnız Ukrayna’nın böyle bir platform kurmadaki maksadı, Kırım’daki sorunu çözmek ve Kırım Tatarları konusuyla ilgilenmenin ötesinde Batı’nın Rusya’yla içine düştüğü savaş sürecinde rol kapmaktır.

Türkiye’nin Ukrayna ve Rusya ile ilişkilerini kıyaslamak mümkün değildir. Belirli güç odakları, bunu son dönemde oldukça dile getiriyor. Ukrayna, uluslararası ilişkiler bağlamında Rusya’nın muadili değildir ve olamaz. Ankara, Kiev ile ilişkilerini belli bir seviyede yürütüyor. Diğer yandan Moskova ile ilişkilerinde daha köklü ve uzun yıllara dayanan bir diplomasi geçmişi olduğunu görüyoruz.

Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri sadece komşuluğa dayanmıyor. Türkiye’nin güneyde Suriye’de, Libya’da Rusya ile beraber sürdürdüğü bir ortaklık var. Bunun dışında Türk Akımı, Akkuyu Nükleer Güç Santrali gibi stratejik projeler bulunmakta. Türkiye elbette Karadeniz’in güvenliğini düşünüyor. Rusya’da bunu istiyor. Ukrayna, Batı’nın istekleri doğrultusunda Karadeniz’de sorun yaratmaya çalışıyor. Türkiye, bu yola girmez. Türkiye’nin diplomasi tecrübesi ve uluslararası alanda yürüttüğü politika, Ukrayna’nın çok çok ilerisinde. Dolayısıyla Ukrayna’nın bu tavrının Türkiye-Rusya ilişkilerini bozması mümkün değil.

Yayımlanan kategori: Yazarlar