SİYASET
Giriş Tarihi : 09-02-2021 10:32   Güncelleme : 09-02-2021 10:51

"TÜRK ESNAFININ YERİNE, JOPON ESNAFI ZOR DURUNDA DEDİLER"

. İYİ Parti lideri Meral Akşener partisinin grup toplantısından gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı..

Akşener'in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde;

Aziz Milletim, değerli milletvekilleri, kıymetli basın mensupları,

Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Grup toplantımıza hoş geldiniz.

Sözlerime, Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in,

Güney Kıbrıs Rum Kesimi ziyaretindeki sözlerine değinerek başlamak istiyorum.

Kendisi dedi ki; "Stratejik hedefimiz, Ada'daki Türk işgalini sona erdirmek."

Beyefendinin, Yunanlı popülist politikacılara özgü bu çıkışı, esasında çok da şaşırtıcı değil.

Bunların nicesi geldi geçti…

Asıl önemli olan, bizim muhteremlerin ne diyeceği.

Ben yine de bu konuda gerekeni söylemek istiyorum.

Sayın Başbakan;

Siz bir türlü kabullenemeseniz de,

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, müstakil bir devlettir.

Haddinizi bilin.

Biz sizin o stratejik hedeflerinizi, Megali Idea’larınızı, Enosis’lerinizi daha önce çok gördük.

Bunlardan sonuncusuna ne olduğunu, milletimizin huzurunda size hatırlatmak istiyorum.

O stratejik hedefler doğrultusunda, Kıbrıslı kardeşlerimize yapılan mezalim üzerine,

1974'te "Ayşe tatile" çıkmış ve adada bayrak göndere çekilmişti.

15 Kasım 1983 günü de, rahmetli Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş,

yeni bir Türk devletinin kuruluşunu dünyaya ilan etmişti.

E doğal olarak, olan da, sizin stratejik hedeflerinize,

ve onun bayraktarlığını yapan dönemin cuntacıları ile siyasetçilerine olmuştu.

Unutmayın ki, bu tip stratejik hedefler Yunanlı siyasetçilerin kariyerlerine genellikle pek iyi gelmiyor.

Benim size tavsiyem,

Ülkenizin sorunlarına odaklanın, boyunuzdan büyük konulara çok fazla bulaşmayın.

Kıbrıs'taki, Türk işgali değil, Türk varlığıdır.

Bunu da aklınıza kazıyın.

Ama illaki aksini yapmakta ısrar ederseniz, biz yine buradayız.

Her zaman bekleriz.

Aziz milletim;

Saray duvarlarından milletin gerçeğini görmeyenler, yan gelip yatsa da,

biz sokaktayız, vatandaşımızla beraberiz.

Milletimizi dinliyor, dertleri duyuyor, çareler öneriyor, milletimiz için neler yapabiliriz, ona çalışıyoruz.

Sadece “Milletimiz darda” demekle yaranın kapanmadığını biliyoruz.

O nedenle, yarayı sarmanın reçetesini de sunuyoruz.

Ama nafile.

Milletinden kopmuş, milletin derdini bırakıp, eşin dostun yandaşın derdine düşmüş Sayın Erdoğan,

Ne milletimize ne de bize kulak asmamakta ısrar ediyor.

Bu iş böyle gitmez, Sayın Erdoğan.

Seni o makamlara getiren milletimizin sesini duyacaksın.

Pazarda, markette, hesabın içinden çıkamayan analarımızı göreceksin.

İşsizliğin pençesinde, günü kurtarmanın telaşındaki çaresizlerimizi dinleyeceksin.

Çok zor değil;

Yönettiğin Türkiye’nin acı gerçeğini, artık anlayacaksın.

Yani aslında işini yapacaksın.

Ya işini yapacaksın, ya da ilk sandıkta çekip gideceksin.

Türkiye çaresiz değil, milletimiz çözümsüz değil.

Biz varız.

Sen anlamasan da;

Ben, adliyede yolumu kesip,

“Akşam ne yemek yapacağımı bilmiyorum.” diyen annenin ıstırabını anlıyorum.

Sen dinlemesen de;

Ben, Sakarya’da yanıma koşan, işletmeci kardeşimin feryadını duyuyorum.

Sen umursamasan da;

Ben, Hendek’te, üç çocuğu da işsiz olan emekli babanın, yüreğindeki sızıyı dindirmek için çalışıyorum.

Gerçekler ayyuka çıktı.

Mızrak artık çuvala sığmıyor Sayın Erdoğan.

Sen farkında olmasan da, milletimizin sana ayırdığı sürenin artık sonuna geliyoruz.

Son bir yılda, yüzlerce esnaf ziyareti yaptım.

Borcu olmayan tek bir esnafa rastlamadım.

İşçi çıkarmamış tek bir esnafa rastlamadım.

Esnaf kirasını ödeyecek,

Elektriğini, doğalgazını ödeyecek,

vergisini ödeyecek,

Çalışanının parasını ödeyecek.

kredisinin taksitini ödeyecek.

Bütün bunları ödeyecek, bir de kendi cebine para kalacak,

Onunla da ailesine bakacak…

Senin ısrarla görmek istemediğin, milletimizin yaşadığı gerçek işte bu.

Kendini milletin efendisi zanneden Saray danışmanların,

işi gücü bırakıp, her gün yeni bir yapay gündem üretmekle uğraşsalar da,

milletin gerçek gündemi işte bu.

Ayakkabı satanın işi, onda bire düşmüş.

Paket servis yapabilen restoranların bile, iş hacmi üçte bire düşmüş.

Bu memlekette eczanelerde bile veresiye var artık Sayın Erdoğan.

Gölbaşında eczacı bir kardeşim, gece nöbette yaşadığı bir durumu anlattı.

Diyor ki;

“Bir vatandaş bebeğine mama almak için geliyor.

Birinci kart çekmiyor, ikinci kart çekmiyor, nakit para zaten yok.

Geçerken bırakırsınız diyoruz ama onun dönmeyeceğini biliyoruz artık.”

Yetmiyormuş gibi, muayene ücretlerini de eczanelerin sırtına yüklemişsin,

hem ezcacı, hem vatandaş kan ağlıyor.

Nasıl olacak böyle Sayın Erdoğan?

Bir ay geçti, iki ay geçti, üç ay geçti.

Esnafımız haklı olarak bu ülkeyi yönetenlere soruyor, “Batmadan nasıl yaşayacağız?” diyor.

Cevap versene, nasıl yaşayacaklar Sayın Erdoğan?

Ben, senin o her fırsatta yardımına koştuğun, derdini dert edinip, ödemesini asla eksik etmediğin, meşhur müteahhitlerinden bahsetmiyorum.

Ben, bu memleketin bel kemiği, tam 2 milyon esnaftan bahsediyorum.

Batmak üzere olan, 2 milyon işyerinden bahsediyorum.

Seçim zamanı oy istediğin, ama zor zamanlarında, utanmadan görmezden geldiğin ailelerden bahsediyorum.

Hani kürsüden atıp tutarken, senin için her şeyin üzerinde olduğunu söylediğin o aileler var ya,

işte onlardan bahsediyorum.

Sayın Erdoğan;

Kasım ayından bu yana, sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

Esnaf kardeşlerim, aylardır dükkanları kapalı halde bekliyor.

Kimi, evini satıp dayanıyor.

Kimi, arabasını satıp dayanıyor.

Kimi, de borç üstüne borç alıp, ayakta kalmaya çalışıyor.

Çıkıp diyorsun ki;

“Salgını kontrol etmek için, hafta sonu herkes evinde oturacak.”

Esnaftan bu fedakarlığı istiyorsun.

Tamam.

Peki karşılığında, sen bu pandemiyi bitirmek için ne yapıyorsun?

Mesela aşı stokladın mı?

Hayır.

2 milyon esnafa, “sizi şu tarihe kadar aşılayacağım.” dedin mi?

Hayır.

Sağlık sistemi işlesin diye, birinci sırada sağlık çalışanlarını aşılıyoruz.

Çok doğru.

Okullar açılsın diye öğretmenlerimizi aşılıyoruz.

Ne güzel.

İşyerleri açılsın diye, esnafı niye aşılamıyoruz?

Cevap yok…

2 milyon esnafın aşı maliyeti 100 milyon dolar.

Ama, 2 milyon esnafı kapatmanın maliyeti, milyarlarca dolar.

Bu basit matematiği bile yapamıyorsanız, bu işi bırakın gidin artık.

Birçok aşının 3’üncü faz sonuçları açıklandı.

Sonuçlar, aşıların, enfeksiyona karşı yüzde 100 olmasa da, yoğun bakım veya ölüme sebep olan vakalara karşı, yüzde 100’e yakın koruma sağladığını gösteriyor.

Senin görevin ise o aşıları bulup getirmek, ve bir an önce getirmekti.

Ama sen bunu bile beceremedin.

Minik ortağın Cinping Perinçek’e uydun, Uygur Türklerine yapılan zulmü görmezden geldin.

Çin’e bu kadar yaranmaya çalıştın, ama daha yeterli sayıda Çin aşısı bile getiremedin.

Biontech aşısını, Türk bilim insanları buldu.   

Türkiye’ye öncelik tanımak için ellerinden geleni yaptılar.   

Onu da getiremedin.   

Dostum, dostum diyerek gezdiğin Putin’den Rus aşısı da alamadın.   

Başarıya bakar mısınız?  

Yunanistan kadar bile aşı satın alamayan bir iktidar. 

İsrail’in aşıladığı kadar vatandaşını bile aşılayamayan bir yönetim anlayışı…  

Yazıklar olsun.   

Hani dünya lideriydin, ne oldu Sayın Erdoğan? 

Lafa gelince, fırtınalar estirip, icraata gelince, ıslık çalıyorsun.

Hariçten gazel okumaya gelince, en mahir sensin, milletin derdine gelince, araziye uyum sağlıyorsun.

Senin için liderlik bu mudur Sayın Erdoğan? 

Geciktiğin her ay, ülkemiz milyarlarca dolar zarara giriyor.

2 ay sonra turizm sezonu açılacak, turizm çalışanları aşı olamazsa, bu sezonu da kaybedeceğiz. 

Sense hala, abuk sabuk gündemler peşindesin.  

Türkiye’nin, 165 bin doktoru, 200 bin hemşiresi var. 
   
30 bine yakın eczanesi var.  

Bu ülkenin, günde iki milyon insanı aşılayacak kapasitesi var.  

Yetişkin nüfusumuzu, bir ay içinde aşılayacak kabiliyetimiz var. 

Hadi daha neyi bekliyorsun?   

Sen, oturduğun o koltukta ne işe yarıyorsun Sayın Erdoğan?

Değerli dava arkadaşlarım;   

Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının bu sıralar, milletimizin sağlığına, esnafımızın durumuna ayıracak vakitleri maalesef yok.  

Çünkü aşıdan ve esnaftan çok daha önemli gündemleri var. 

Biliyorsunuz kendileri bu günlerde,    Boğaziçi’ne, kafasına göre atadığı rektör üzerinden, ortalığı karıştırmakla meşgul. 

Bu arada atadığı rektör de pek bir iddialı gerçekten…  

Diyor ki, “Ben Boğaziçi’ni dünyada ilk 100 üniversite içine sokacağım.” 

Sayın Erdoğan’a sorarsanız, bu arkadaş gerçek bir liyakat abidesi.   

Çünkü kendisi, daha önce iki üniversitede daha rektörlük yapmış.  

Peki onları, bırakın dünyada, Türkiye’de ilk 100 içine sokabilmiş mi?    Hayır.  

Yani, Sayın Erdoğan, bilmediği her konuda gösterdiği, o müthiş uzmanlıkla diyor ki; “Yıllarca Boğaziçi Üniversitesi’ni, Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden biri yapan kadro, bu işi bilmiyor, kendi üniversitesini, Türkiye’de ilk 100 içine bile sokamamış Melih Bulu, bu işin uzmanı.” 

Bu akıl dolu değerlendirme tanıdık geliyor mu?   

Çünkü biz bu filmi daha önce de izlemiştik. 

Hatırlarsanız, Damat Bakan’ı atadığında da, kendisinden,    bu arkadaşımızın ne kadar büyük bir ekonomist olduğunu dinlemiştik.  

Hani açıktan ekonomi dersi almıştı ya kendisi…   

Heyhat huylu huyundan vazgeçmiyor.  

Instagram fenomeni Damat Bakan gitti, şimdi ise damat aromalı rektör geldi.

Değerli milletvekilleri; Biliyorsunuz Sayın Erdoğan kendisine saygı gösterilmesi konusunda çok hassastır.

Kendisi Ak Parti genel başkanı olarak löm löm konuşup, Cumhurbaşkanı olarak da saygı görmeyi bekler.   

Ne var ki; bu saygıyı görebilmek için, önce Cumhurbaşkanı gibi davranıp, Cumhurbaşkanı gibi konuşması gerektiğini bir türlü anlayamadı. 

Bakın, hem Boğaziçi Üniversitesi’nin, hem de Türkiye’nin en değerli bilim insanlarından biri olan,     

Ayrıntılar geliyor...

Kaynak: Son dakika... İYİ Parti lideri canlı yayında açıklamalar yapıyor..Günboyu