EĞİTİM
Giriş Tarihi : 12-03-2021 20:59   Güncelleme : 17-03-2021 18:38

TÜRKİYE DE DİN EĞİTİMİNDE FETRET DEVRİ

TÜRKİYE DE DİN EĞİTİMİNDE FETRET DEVRİ

Sami NOGAY

Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk; “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur.” “Her fert dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir.” Diyerek dinin lüzumunu ve okulda öğrenilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Atatürk’ün talimatıyla 3 Mart 1924 yılında "Tevhid-i Tedrisât Kanunu" çıkarılmış ve Türkiye'deki bütün eğitim ve öğretim kurumları Maarif Vekâlet’ine, yani Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.

Tevhid-i Tedrisât Kanununun 4. maddesi gereği İmam ve Hatip Okullarının ve İlahiyat Fakültesi’nin açılması hususunda Milli Eğitim Bakanlığı’na görev verilmiştir. Bunun üzerine 1923-1924 öğretim yılı itibariyle 29 yerde öğretim yılı 4 sene olan İmam ve Hatip Okulları açılmıştır. Yani bu kanunla dini eğitim devlet eliyle yapılır hale gelmiştir. Sonradan devrin hükümetleri hem İmam Hatip Okullarını hep de din derslerini yasaklama yoluna gitmiştir.

1923-1924 Öğretim yılında açılan İmam Hatip okullarının 1950 yılına kadarki macerası şöyledir:

1) 1923-1924 yılının sonunda 5 tanesi kapatılmış, 2 ayrı yerde yenileri açılmıştır.

2) 1924-1925 yılının sonunda 8 tanesi kapatılmış, iki ayrı yerde yenileri açılmıştır.

3) 1925-1926 öğretim yılının sonunda ise, İstanbul ve Kütahya'da bulunanların dışında bütün İmam ve Hatip Okulları kapatılmıştır.

4) Açık olan iki İmam ve Hatip Okulu da, yeterince öğrenci bulunamadı gerekçesiyle 1929-1930 öğretim yılında kapatılmıştır.

5) Ayrıca öğrenci bulunmamasının önemli sebebi de mezunlarına hiçbir şekilde istikbal vaat edilmemesi, yani resmî bir görev verilmemesidir. Hatta 15.12.1927 tarih ve 846 sayı ile "Şûra-yı Devlet “in (Yargıtay) aldığı bir kararla, din görevliliği "memur" sınıfından sayılmamış ve bütün elemanlar görevlerinden ihraç edilmişlerdir. Artık devlet onlara maaş vermemiş ve İmamlık ve Hatiplik gibi görevler tamamen fahrî olarak yürütülmeye başlanmıştır. Diğer yandan bazı camiler ibadete kapatılmış, bazıları ise yıkılmış veya satılmıştır. Böylelikle İmam ve Hatip Okullarından mezun olacakların önü kesilmiştir. Ama buna rağmen bu mekteplere ilgi devam etmiştir. Bu sefer de ek tedbirlere başvurulmuştur.

6) İmam ve Hatip Okulları 4 yıllık bir ortaokul seviyesinde tutulmuş, lise kısmı açılmadığı için mezunlarının yükseköğretime gitmeleri söz konusu bile olmamıştır. Hatta aynı yıllarda açılmış olan İlahiyat Fakültesi’ne dahi gitme imkânından mahrum bırakılmışlardır.

7) İmamlık ve Hatiplik hor ve hakir görülmüştür. Bu görevi yapanlarla alay edilmiştir. Öğrenci ve mezunlarına ve dolayısıyla din görevlilerine sosyal baskı uygulanmıştır. Bir tespite göre "İmamlık ve Hatiplik ülkede rağbet gördüğü halde, bazı düzenleme ve uygulamalarla önemsiz ve adeta süflî bir meslek gibi gösterilmiştir."

8) Hiçbir millet dinsiz yaşamaz gerçeğini teyit eden olayların ortaya çıkmasıyla ve halkın büyük tepkisi ve talebi üzerine 1949 yılında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı, öğretim süresi on ay olan imam hatip kursları açılmıştır.

9) İlk ve ortaöğretim kurumlarda olduğu gibi yükseköğretim için de, Tevhid-i Tedrisât Kanunu’nun 4. maddesi gereği, 1924 yılında İstanbul'da Dâru'l-Fünûn'a bağlı bir de İlahiyat Fakültesi açılmıştır. Öğretim süresi 3 yıl olarak belirlenen bu fakülteye de tıpkı İmam ve Hatip Okulları gibi alınan birtakım tedbirlerle yaşama şansı tanınmamıştır. Çünkü bu fakülte mezunlarına da istikbal vaat edilmemiş ve görev verilmemiştir. 1933 yılında Dâru'l-Fünûn "İstanbul Üniversitesi” ne çevrilirken İlahiyat Fakültesi ”öğrencisizlik" gerekçesi ile kapatılmıştır.

Okullarda okutulan “Din Dersleri” de aynı İmam Hatip Okulları gibi bir dönemden sonra tamamen kaldırılmıştır. Şöyle ki:

1) 1924 tarihinde toplanan "II. Heyet-i İlmiye" kararlarına göre, Osmanlı eğitim sistemindeki devreler ortadan kaldırılmış, ilkokul öğretim süresi 6 yıldan 5 yıla indirilmiştir, erkek ve kız öğrenciler için ayrı ayrı ders dağıtım çizelgeleri düzenlenmiştir. 1924 programında "Kur’an-ı Kerim ve Din Dersleri", 2. sınıftan itibaren yer almakta ve 2, 3, 4 ve 5. sınıflarda haftada ikişer saat okutulmaktadır.

2) Cumhuriyetin ilk yıllarında, lise birinci devre denilen ortaokullar müfredat programlarına, II. Heyet-i İlmiye'nin çalışmaları sonucunda ulaşılmış ve bu programda kız ve erkek sınıflarına din dersleri için 1. ve 2. sınıflarda haftada birer saat ayrılmıştır. Lise ikinci devre programında ise din derslerine hiçbir sınıfta yer ayrılmamıştır.

3) 1926 yılında "İlk Mekteplerin Müfredat Programı" yeniden değiştirilmiş ve 5 yıllık ilkokullar, ilk üç yılı birinci devre, son iki yılı ikinci devre olarak eğitim vermeye başlamıştır. Yeni müfredat programında din dersi 3. sınıftan itibaren haftada birer saat olarak yer almıştır.

4) 1926 ilkokul programında 3., 4. ve 5. sınıflarda birer saat olarak okutulan din derslerinin, "Maarif Vekâleti Talim ve Terbiye Heyeti"nin 30.11.1929 tarihli kararında, önce şehir İlkokullarında "Müfredat programlarında din derslerinin okutulacağı, fakat öğrencilerin imtihana tabi tutulmayacakları" ifadesi yer almış, daha sonra 30.10.1930 tarihinde de Milli Eğitim Bakanlığınca, "ilkokul programları içerisindeki müfredatın ancak arzu eden 5. sınıf öğrencilerine perşembe günü öğleden sonra yarım saat okutulabileceği" kararı alınmıştır. Ayrıca bu dönemde ermeni, rum ve Yahudi okullarında din eğitimi mecburidir. Yani Müslüman’a yasak, Hristiyan ve Musevi vatandaşlara serbest…

5) 1936 yılında yürürlüğe giren ilkokul programında, şehir ilkokullarında, ne program dışı ne de isteğe bağlı olarak din derslerine yer verilmemiştir.

6) 1939 yılında yapılan düzenlemede din dersinin artık hiçbir programda yer almadığı görülmüştür. Bu şekilde, Türkiye Cumhuriyeti eğitim sistemi içerisinde ne din eğitimi ve öğretimi ne de bunları verebilecek eğitim kurumları kalmamıştır.

 

1939-1950 arası Türk eğitim sisteminde din eğitimi yönünden tam bir fetret devridir.

1924'ten 1950'ye gelinceye kadar kademeli olarak Türkiye Cumhuriyeti eğitim sistemi içerisinde din eğitimi ve öğretimi veren okullar ile okul programları içinde dini bilgilerin yer aldığı ders bırakılmamıştır. Laik devlet sistemi oturdukça Türk eğitim sistemi tamamen dinden ve dini unsurlardan uzak tutulmuştur. 1950 öncesi 20 yıla din eğitiminde fetret devri diyebiliriz.

Sonuç olarak 1950'ye kadar olan süreçte “Bu din bizi geri bıraktı. Acil kurtulmamız lazım.” Sakat fikri ağır basmış, öğrenciye, öğretmene ve halka büyük baskılar yapılmıştır. Bu tavır da o dönem itibariyle ülkemiz; imam olmadığı için kapanan camilerin bulunduğu ve cenaze yıkayacak din görevlisinin bulunmadığı bir ortam yaşamıştır.

1982 Anayasasına göre DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ zorunlusudur. 38 yıldır gençlerimize verdiğimiz din eğitimi yeterli olmadığı için gençlerimize cemaatler musallat olmaktadır. Yani 18 milyon öğrencimizin DİN EĞİTİMİNİ iyi veremediğimiz için gençlerimizi cemaatler etkilemektedir.

 

Bu durumda yetkililerimiz en kısa zamanda ilkokuldan lise son sınıfa kadar verilecek zorunlu DİN EĞİTİMİNİ en iyi şekilde vermenin yollarını aramalıdır. Programlar hızla yenilenmelidir. Mevcut program 1974 yılında bu yana uygulanmakta ve sadece ansiklopedik bilgi vermektedir. Bu 38 yıllık dönemde bir nevi din eğitiminde fetret devri değil midir?

Bütün bu açıklamalardan sonra görülmektedir ki bu fetret devrinde uygulanan dini eğitim yasağı insan profilimize çok büyük zararlar vermiştir. Ve biz 50 yıldır, dini eğitimi isteyen halk ile kendini aydın zanneden din eğitimi istemeyenlerin savaşına tanık oluyoruz. Biz elli yıldır anarşiyle, terörle uğraşıyoruz. Anarşinin, terörün, kargaşanın altında yatan gerçek sebeplerin en önemlisi bu değil mi?

Allah’a emanet olunuz.