SİYASET
Giriş Tarihi : 10-04-2021 18:37   Güncelleme : 17-04-2021 20:17

ZOR DOSTUM ZOR..

ZOR DOSTUM ZOR..

 

Mehmet Çatakçı

Gece yayınlanan bildiriler,gündüz yayınlanan bildiriler bunları kim dinler..

Çöplüklerden ekmek toplayanlar mı?

Sokaklarda tarlada yetiştirdiği ürünü yakanlar mı?

35 Kuruşa tarlada 2.5 lira pazarda olan patates üreticisi mi?

Beli bükülen esnaf mı?

On binlerce sokaklarda dolanan işsiz mi?

Hem içerde hem de dışarıda öyle bir köşeye sıkıştık ki sormayın gitsin.

Tek elimizden gelense feleğe isyan etmek, o kadar…

Yazıyoruz, çiziyoruz ama nafile…

Daha da kötüye gidiyor, daha da canımız yanıyor.

Yüreğimiz daha da kararıyor ama kime ne…

Artık bu da olmaz dediğimiz her ne varsa ardı ardına gerçekleşiyor.

Sanki bir kâbusta gibiyiz. Ve bu kara kâbustan bir türlü uyanamıyoruz.

Tam da bu noktada sormak isterim:

Kadınlarımıza inat, gençlerimize inat, geleceğimize inat, doğamıza inat, aslında bize inat, tüm bu olanlar nasıl izah edilir?

Zira benim verecek cevabım kalmadı.

***

Öncelikle hikâyeyi başa saralım. Geçmişin sayfalarını birer birer açalım… Bakalım karşımıza neler çıkacak?

Ve kısaca bir hatırlayalım 2001 krizini…

Bir tarafta anayasa kitapçığının fırlatılması diğer tarafta da yazar kasanın fırlatılması… Piyasalarda depremin yaşanması, milyonlarca kişinin işsiz kalması, birçok işyerinin kapanması, bir anlamda ülkenin bir gecede fakirleşmesi… Ve hafızalarımıza “Kara Çarşamba’nın” kara bir gün olarak kazınması…

Bir anlamda tüm bu yaşananların sonucunda, 3 Kasım 2002’deki genel seçimlerde AK Parti’nin tek başına iktidar olmasının da yolu açılmış oldu.

Ve böylelikle hikâye de başladı.

2001 krizi sonrasında her platformda reformcu bir zihniyetle geldiğini belirten bir Ak parti fotoğrafı karşımıza çıktı. Bir tarafta Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi alan bir iktidar… Diğer tarafta da ülkemize oluk oluk dövizin, sermayenin gelmesi… Böylelikle kara günler geride kaldı. Ve ardı ardına olumlu gelişmeler yaşanmaya başladı.

Ve fakat zor bir dönemde başlayan bu hikâyenin artık sonuna mı gelindi diye sormak isterim. Zira birçok alanda 2003-2004 dönemine geri döndük denilebilir.

Şöyle ki, 2020’de kişi başı milli gelir 8.599 dolara düştü. Aslında bu değerle yaklaşık olarak 2004 yılına geri dönmüş olduk.

O zaman sormak gerekiyor: Hani biz şahlanıyorduk? Hani ekonomimiz pik yapıyordu?

Bir de sürekli telaffuz edilen 2023 hedeflerini hatırlayalım. Bu hedeflerden bahsedelim kısa kısa…

2023’te hedef dünyada ilk 10 ekonominden biri olabilmekti. 2020 yılı itibariyle, 20. sıradayız.

Hedef, tek haneli enflasyon, tek haneli faiz oranıydı. Gerçekleşen enflasyon yüzde 14,6, faiz yüzde 19’dur.

Hedef, 500 milyar dolar ihracata ulaşmaktı. Gerçekleşen ise, 170 milyar dolarlık ihracattır.

Gelinen bu noktada, hukuktan, özgürlüklerden uzaklaştıkça 2023 hedeflerine ulaşmanın da zor olduğu ortaya çıktı.

Kısa kısa içerde olanlara devam edecek olur isek;

Hâlihazırda Merkez Bankası döviz rezervlerinin ekside olması ve 128 milyar doların buhar olmasıyla birlikte, son 20 ayda 4 TÜİK Başkanı ve 4 Merkez Bankası Başkanı değişti.

Hazinenin borcu son iki yılda ikiye katlandı. Şeffaflık ve hesap verilebilirlik kavramları sadece dillere dolandı. Yabancı yatırımcının gelmesi başka bir bahara kaldı.

Tüm bu olumsuzluklar yaşanırken ardı ardına paketler duyuruldu. Ve fakat çok hızlı bir şekilde de İstanbul Sözleşmesi’nden ayrıldığımız haberi geldi ve Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun milletvekilliği düştü. Böylelikle paketlerin işe yaramadığı da test edilmiş oldu.

Kısa kısa dışarda olanlara da bakacak olur isek;

Biden’dan bir türlü gelmeyen telefon…

ABD ile birçok konuda yaşanan derin fikir ayrılıkları…

Doğu Akdeniz, Suriye gibi bölgelerde yaşanan belirsizlikler…

Tüm bu yaşananlara koronavirüs sürecindeki sıkıntıları eklemeden olmaz sanırım… Aşı konusunda yaşanan belirsizlikler, giderek artan vaka sayısı, Avrupa’daki birçok ülkenin kapanma kararı alması gibi…

Ayrıca, dünya genelinde de bir türbülans yaşanıyor.

Bu noktada, dünya genelinde büyümenin yavaşlamasının temelinde, malların üretimine odaklanan bir üretim ekonomisinden ziyade, verilere ve bilgiye dayalı zenginlik yaratan dijital bir ekonomiye geçiş yatıyor diye belirtiliyor. Bir anlamda konunun tam da can alıcı noktası burasıdır. Tüm bu yaşadığımız gerginlikler ya da basınç da buradan ortaya çıkıyor sanırım…

Zira alışkın olduğumuz, rahat ettiğimiz zemin elimizden kayıp gidiyor.

Ayrıca, son dönemde Amerika’nın özellikle Çin ve Rusya’yla yaşadığı gerginlikler de dikkat çekicidir.

Anlaşılan o ki, içerde de dışarda da birçok konuda derin sorunlar yaşanıyor ve yaşanmaya da devam edecek görünüyor. Dolayısıyla zorlu bir dönemden geçiyoruz.

Gelinen bu noktada, yazıyı Merkez Bankası eski Başkanı Naci Ağbal’ın sözleri ile bitirmek isterim:

“Rabbim hepimizin hakkında hayırlısını nasip eylesin.”