Ortadoğu bir kez daha gerginliklerle sarsılıyor. İran, ABD ve İsrail arasındaki yükselen tansiyon, sadece haritaları değiştirmiyor; milyonlarca insanın hayatını, umutlarını ve güvenini tehdit ediyor. Her roket, her saldırı, sadece fiziksel yıkım değil, aynı zamanda ruhlarda derin yaralar bırakıyor.Türkiye'de bu konuda çok tedirginlik yaşanıyor.Acaba sıra bize mi gelecek diye..ABD Irak savaşında teskere için TBMM izin çıkmamasının bugün ne kadar fevkalde olduğunu yazmadan geçemiyeceğim.
Bir gazeteci olarak gözlemlediğim en çarpıcı gerçek, savaşların en çok sivilleri vurduğudur. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar; hiçbir siyasi hesap onların yaşamını hiçe sayamaz. Ve bizler, sadece haberleri aktarmakla kalamayız; insanlığın vicdanını canlı tutmak, barışın mümkün olduğunu göstermek de görevimizdir.
Barış pasif bir bekleyiş değildir; cesur bir seçim ve sürekli bir çabadır. Tarih bize öğretiyor ki, diplomasi ve uzlaşı en kanlı çatışmaları bile sona erdirebilir. ABD’nin güvenlik kaygıları, İsrail’in politik hesapları ve İran’ın egemenlik hakları masaya yatırılmalı; tehditler değil, diyalog öne çıkmalıdır. Liderler, silahlarını susturmalı, masaları konuşmaya açmalıdır.
Kamuoyunun, medyanın ve biz gazetecilerin rolü büyüktür. Sadece saldırıları ve çatışmaları değil, barış için atılan adımları görünür kılmalıyız. İnsanlar, her zaman bir umut ışığına ihtiyaç duyar. Ve o ışık, savaşın değil, barışın sesiyle yanar.
Ortadoğu’da kalıcı barış mümkün mü? Evet, mümkün. Ama bunun yolu cesur adımlardan ve karşılıklı anlayıştan geçiyor. Savaşın verdiği acılar geçici olabilir; kalıcı olan tek çözüm, birbirimizi anlamaya, uzlaşmaya ve diyalog kurmaya çalışmaktır.
Bugün sessiz kalırsak, yarın daha büyük acılarla yüzleşiriz. Barış, sadece liderlerin değil, tüm toplumun çabasıyla inşa edilir. Gelin, savaşın değil, barışın sesi olalım. Herkes için, tüm insanlık için.